Murat Başaran

Murat Başaran

Mail: [email protected]

“Sonsuza kadar sürecek istikrarlı bir dünya” hayali

“İnsanoğlu evrende yalnızdır. Kedini her tür siyasi ve dini baskıdan özgürleştirmelidir. Ve hayatını sadece kendi bencil çıkarları doğrultusunda yaşamalıdır. İnsan ancak bunları yaparak bir kahramana dönüşebilir.” Ayn Rand.

Hikayemiz 1950’li yılların California’sında yaşayan göçmen bir kadınla başlıyor. Ayn Rand, 1920’li yıllarda Sovyetler Birliğinden kaçarak Amerika’nın California Eyaleti’ne geldi. Ve burada şans eseri yönetmen Cecile B. Demille ile tanışarak filmlerinde figüranlık yapmaya başladı. Rand bu süreçte kaleme aldığı senaryo denemeleriyle Yönetmen Cecile B. Demille’in dikkatini çekmişti. Demille ona yazması için “Gökdelen” isimli bir hikaye verdi. Rand, Demille’in kendisine verdiği hikayeyi ve karakterleri hiç sevmemişti. Fakat bu fikir onu meşhur edecekti.

Ayn Rand

Rand kendi hikayelerini yazmaya başladı ve 1943’te “Hayatın Kaynağı” isimli bir roman yayınladı. Hikayede Howard Roak isimli bir baş karakter New York’ta bir gökdelenin yapımına dair kendinden ödün vermeyen bir mimardı. Roman bestsellere girdi ve filmi yapıldı.

Ayn Rand’ın romanını sıradışı yapan ise; baş karakteri Roak araçılığıyla “Objektivizm” adını verdiği kendi yaratığı bir felsefeyi dile getirmiş olmasıydı. “İnsanoğlu” diyordu Rand. “Evrende yalnızdır. Kedini her tür siyasi ve dini baskıdan özgürleştirmelidir. Ve hayatını sadece kendi bencil çıkarları doğrultusunda yaşamalıdır. İnsan ancak bunları yaparak bir kahramana dönüşebilir.”

Herkesin özgürce yaşayacağı bir dünya hayali

Rand 1950’lerde New York’a taşındı. En sevdiği gökdelen olan Empire State’nin karşısına. Rand’ın görüşleri siyasi otoritelerce tehlikeli ve çılgınca görüldü. Bencillik ve açgözlülük 1930’da Amerika’da büyük bir ekonomik krize yol açmıştı. Ayrıca siyasetin görevi bireylerin bencil arzularını kontrol ve idare etmekti. Ancak Rand yazmaya devam etti…

Hikayeleri yayıldıkça etrafında toplanan kitlenin büyüklüğü de artıyordu. Onun; içinde herkesin özgürce yaşayacağı bir dünya tasavvuruna inanıyorlardı. Etrafında kollektif adını verdiği, seçkin üyelerden oluşan takipçileri bile olmuştu.

Rand’ın felsefesinin temelini:

  • İnsanın ahlaki amacının kendi mutluluğu olması gerektiği,
  • En soylu faaliyetin üretmek olduğu,
  • Ve mantığın değişmezliği oluşturuyordu.

Rand bu dönemde Ameika’nın en popüler yazarlarından biri haline gelmiş olsa da felsefesinin esas etkisi bu dönemden tam 40 yıl sonra, tüm dünyayı etkisi altına alacak bir dönüşüme neden olacaktı.

“Herkesi Kahraman yapmak” vizyonu

1990’ların başında Rand’ın kitap satışları Amerika’da patlama yapmıştı. İncil’den sonra en çok o okunuyordu. Ve fenomen haline gelmişti. En çok etkilediği kesim ise silikon vadisinin yeni girişimcileriydi. Larry Ellison gibi pek çok girişimci, şirketlerine hatta çocuklarına Rand’ın veya roman karakterlerinden birinin ismini verdiler. Fikirlerini yaymak için okuma grupları oluşturuldu. Ancak en önemlisi kendilerini Rand’ın roman kahramanlarından biri gibi görüyorlardı. Bilgisayar girişimcileri, biyotek girişimcileri, yazılım girişimciler, internet ve ağ oluşturucular… Hepsi.

"Herkesi Kahraman yapmak" vizyonu

Rand onlara manevi açıdan heyecan veren bir vizyon sunuyordu; Kahraman olma vizyonu… Ancak bu vizyon silikon vadisinin milyoner girişimcilerinin kahramanlıklarıyla sınırlı kalmayacaktı.

“Bireyler bilgisayar ağlarıyla birbirlerine bağlanabilirse insanlar yarattıkları bu yeni düzende birer kahramana dönüşebilirler”

1990’larda silikon vadisinde ortaya atılacak bir düşünceye göre, yeni bilgisayar teknolojileri dünyada yaşayan tüm bireyleri birer kahramana dönüştürebilirdi. Bu fikir Ayn Rand’ın, sonsuza kadar sürecek istikrarlı bir dünya hayalinin gerçekleşmesi demekti. Fakat bu fikir eski tür siyasi yönetimi yetersiz kılacağı için ulus devletlerin aleyhine bir görüştü. Çünkü bilgisayar ağları merkezi bir yönetim olmaksızın toplumda baskısız bir düzen sağlayabilirdi. Böyle bir fikir daha önce hiç duyulmamıştı. Çünkü batının siyasi düşüncesinin altında hep şu korku vardı. Bireylere çok fazla özgürlük vermek anarşiye yol açar! Bu nedenle toplumlar sürekli yapay da olsa dış ve iç tehditlerle kontrol altında tutulmalıdır. Ancak silikon vadisindeki bilgisayar ütopyacıları, bireyleri bilgisayar ağıyla birbirlerine bağlayabilirlerse insanların kendi düzenlerini yaratabileceklerine inanıyorlardı.

Sibernetik hayal aslında şuydu;Bir ağda birbirine bağlanmış bireyler arasında, bilginin geri-bildirimi vasıtasıyla kendi bozulmaz istikrarını sağlayabilen bir düzen yaratmak. Bu sayede dünyada hem istikrar sağlanır hem de insanlar Rand kahramanları gibi kendi arzularının peşinde koşabilirlerdi.

Ulus devletler gereksizdi ve politikacılar sistemi kontrol etmeye çalışmamalıydı

Silikon vadisindeki girişimcilere göre bu düşünce  içinde hiyerarşi olmayan bir toplum modelini nitelendiriyordu. Bir rehbere ihtiyaç duymadan herkesin kendi kararlarını verebildiği bir toplum modeli… Yaptıkları çeşitli deneylerde insanların eşit sistem özelliklerine sahip olarak bağlandığı bir ağda bir tür bilinçaltı uzlaşmaya varıldığı  gözlemleniyordu. İşte Califonia İdeolojisi denen şeyin temelini de bu tür fikirler oluşturuyordu.

ayn rand Sonsuza kadar sürecek istikrarlı bir dünya hayali

Rand’ın felsefesi, silikon vadisinde, teknolojiyle harmanlanarak daha uç noktalara taşınacaktı. Onları birleştiren hayal artık dünyanın tek bir sistem haline gelmesi gerektiği görüşüydü. Ulus devletler gereksizdi ve politikacılar sistemi kontrol etmeye çalışmamalıydı. Onu serbest bırakıp yeni bir tür demokrasi yaratmasına izin vermeliydi.

Bill Clinton ve Alan Greenspan

Bill Clinton ve Alan Greenspan

Tam da bu dönemde çiçeği burnunda Başkan Bill Clinton , ABD Merkez Bankası’nın Başkanı Alan Greenspan’la devrim niteliğinde bir görüşme yapmaya hazırlanıyordu. (Greenspan’a bu nokta da ayrı bir parantez açmamız gerekiyor. Kendisi, yazımızın başında bahsettiğimiz kollektif grubunun seçkin üyeleri arasında yer alan  Ayn Rand takipçilerinden biridir.)

Greenspan, Başkan Clinton’la görüşmesinde; Seçim kampanyasında dile getirdiği hiçbir sosyal reformu gerçekleştiremeyeceğini çünkü bütçede fazlasıyla açık olduğunu söyleyecektir. Clinton siyasi programı için para harcarsa faizler yükselecek ve Amerika’nın büyümesi zarar görecektir. “Ama” der Greenspan, tam aksi yapılır da hükümet harcamaları keserse, faiz oranları düşer ve piyasa canlanırdı.

Greenspan’ın fikri basitti; Clinton bir siyasetçi olarak piyasalara müdahele etmeyecek, piysaların Amerika’yı dönüştürmesine izin verecekti. Tam da Silikon Vadisi girişimcilerinin istediği gibi.

Para piyasalarının bilgisayar yazılımlarına bırakılması ve “Yeni Ekonomi” söylemi

Piyasalar canlanmaya başlamıştı. Çünkü işin arkasında bilgisayarlar vardı. Ve bu bilgisayarlar ve yazılımlar silikon vadisinden çıkmıştı. Kontrolden çıkamazlardı. Bankalar, bilgisayarlar sayesinde her tür yatırım ve kredi riskini öngören karmaşık matematiksel modeller geliştiriyorlardı. Bunun muazzam getirileri vardı. Çünkü bir risk öngörülebiliyorsa önlem alınarak dengede de tutulabilirdi. Bu sistem bankalar için yeni bir dünya gibiydi. Piyasaların kaos ve oynaklığına karşı bilgisayarlar ilk kez istikrar yaratmıştı. Bu sayede bankalar daha önce alamayan milyonlarca kişiye kredi vermeye başlamıştı. Aynı zamanda internet ve bilgisayar ağları sayesinde işletmeler birbirlerinin ihtiyaçlarına anında karşılık verebiliyorlardı, müşterilerine de…  Californialı ideologlar tarafından ileri sürülen sibernetik geri-bildirim buydu işte. Dünya’nın yeni bir istikar çağına girdiğine dair bir inanç doğmaya başlamıştı. Buna “Yeni Ekonomi” diyorlardı.

old economy new economy eski ve yeni ekonomi ayn rand

1997 itibariyle Amerika’daki finansal patlama dünyayı yeniden şekillendiriyordu. Dünyayı dev bir ekonomik sistem olarak gören ekonomistler ve bankerler artık Amerikan Hükümetine de yön veriyordu. Düşüncelerine göre küresel istikrarı sağlamanın yolu ulus devletlerin kendilerini sermayenin serbest akışına bırakması gerektiğiydi. Bu dünya için yarattıkları deney bölgesi ise Güneydoğu Asya olacaktı. Güney Kore ve Tayland gibi Amerika’nın baskısı altında olan ülkeler bütün kısıtlamaları kaldırdılar ve batı sermayesi ülkelerine aktı. Bu Asya Mucizesi denen şeyi körükleyecekti. Fakat yolunda gitmeyen bir şeyler vardı…

İnternet enerjinizi ve kişiliğinizi emiyor, sonrada bunu duygusal bir gösteri olarak sunuyor.

Bazıları anlamaya başlamıştı ki; yaratılan bu bilgisayar ağları ve küresel sistemler gücü paylaştırmıyordu. Sadece başka tarafa kaydırmıştı ve yeni formlarda yoğunlaştırmıştı. Silikon vadisindeki bazı bilişim ütopyacıları internetin yeni bir tür demokrasi ortamı olmadığını anlamaya başlamıştı. Bundan çok daha karmaşık bir şeydi. Güç bireyler arasında şaşırtıcı şekillerde uygulanıyordu.

Carmen Hermosillo sanal alandaki yeni topluluklara ilk inananlardandı. İnternetteki adı ise Humdog’du ve Silikon vadisinde yaşıyordu. Sonra bu inancını kaybetti ve sansasyona yol açacak bir eleştiri yazdı. “Sanal alemin, şanslı bir kesimin kendini özgürce ifade edebildiği bir vaha olduğu fikri çok yaygın.” diye yazıyordu. Sonrasında şöyle devam ediyordu Carmen “Bu doğru değil! Hislerini internete döken, içlerinden geleni yazan çok insan gördüm. Bende öyle yaptım. Ta ki kendimi metalaştırdığımı farkedene kadar. Metalaştırma; bir şeyi parasal değeri olan bir ürüne dönüştürmek demek. 19 yy. ürünler, çoğu sömürülmekte olan işçiler tarafından fabrikalarda yapılırdı. Ancak kendi düşüncelerimi ürün haline getiren bendim. Yazdığım sitelerin sahibi olan compuserve ve aol gibi firmalar için. Sonrada bu ürün diğer tüketicelere eğlence olarak pazarlanıyordu. Sanal alem bir kara delik gibi” diye yazmıştı. ” Enerjinizi ve kişiliğinizi emiyor, sonrada bunu duygusal bir gösteri olarak sunuyordu. İşletmeler insanların sosyalleşmesini ve duygularını ürün haline getiriyor, biz ise gösteri dünyasında kendimizi kaybediyorduk.”

Yeni sistemde güç yalnızca belirli bir kesime devrediliyor. Bir krizle karşılaşıldığında ise bu gücü kendilerini korumak için kullanıyor.

Çin

Tam da o dönemde dünyanın diğer ucunda Güneydoğu Asya’da emlak balonu patlamıştı. Ve burada çıkan kriz dünyayı yutmak üzere büyümeye başlamıştı. Sermayenin serbest akışına bırakılan bu pazarda yüzbinlerce konut yapılmış, bunları kimsenin almaması üzerine de batılı sermayedarlar paralarını bu ülkelerden adeta kaçırmışlardı. Devam eden süreçte; Filipinler, Güney Kore, Tayland ve Endonezya’nın ekonomileri mahvoldu. Ülkeyi saran isyanlar ve yağmalama nedeniyle anarşi gittikçe yayıldı. Ekonomileri serbest düşüşe geçmişti. Hükümet ödenekleri kesildi. Gıda fiyatları uçtu ve aylar içerisinde bu ülkelerdeki erkek iş gücünün %15’i işini kaybetti. Ekonomik üretim %14 düştü. Milyonlarca insan artık kurtulmuş olduklarını düşündükleri sefalete geri döndü. 1998 yılı ortasında Asya Ekonomisi çökmüştü. Bu 1930 ekonomik krizinden sonra yaşanan en büyük ekonomik felaketti.

Clinton

Clinton elindeki siyasi gücü finans piyasalarına bırakmaya ikna edilirken, Greenspan’ın ona verdiği vaat şuydu; siyasi kesimin yozlaşmasından kurtulmuş yeni bir tür istikrar yeni bir tür demokrasi yaratmak. Ancak artık netleşmeye başlamıştı ki bu sistemde güç yalnızca belirli bir kesime devrediliyordu. Bir krizle karşılaşıldığında ise bu gücü kendilerini korumak için kullanıyorlardı. Bunu yaparken istikrar yaratmak şöyle dursun , eylerimleri kaotik ve istikrarsız bir dünyaya yol açmıştı.

Asya’daki krizin Amerika’yı da vurması bekleniyordu. Fakat işler çok daha farklı ilerleyecekti…

11 Eylül saldırısından sonra Herkes her şeyin değiştiğini düşünüyordu. Amerikan para piyasları bu dönemde çok hassastı ve üzerine böyle bir yıkımla karşılaşılınca geri dönüşü olmayan bir düşüşe geçileceği tahmin ediliyordu. Ama öyle olmadı. Amerika’nın ekonomisini uçurumun eşiğinden alan kahraman ise… Alan Greenspan’dı.

Sonsuza kadar sürecek istikrarlı bir dünya Alan Greenspan

Alan Greenspan

Faiz oranlarını defalarca ve defalarca düşürdü. Amacı tüketiciyi borçlanmaya ve harcama yapmaya teşvik etmekti. Sisteme dengeyi getirecek olan makine artık tüketici insanlardı. Greenspan faiz oranlarını nerdeyse 0’a düşürerek piyasaya ucuz para akışının önünü açmıştı. Geçmişte bu her zaman enflasyona ve istikrarsızlığa yol açmıştı. Ancak bu sefer öyle olmadı. Tarihte hiç görülmemiş bir biçimde tüketim patlaması yaşandı. Ancak enflasyon yoktu. Her şey istikrarlıydı. Görünüşe göre doğrudan siyasi bir müdahele olmadan sistem kendini dengeleyebiliyordu.

Fakat bu bir ilizyondu. Sıra dışı tüketim patlamasının nedeni bunun tam zıttıydı. Binlerce mil uzakta dünyanın diğer ucunda olan bir nedendi bu. Ve Amerika’nın aksine, seçkin bir sınıfın devasa bir siyasi güç kullanarak oluşturduğu bir nedendi bu.

Çin,ekonomik krizin nedenlerini iyi okuyabilmiş ve Amerika’yı kontrol edebilmek için bir sistem geliştirmişti.

Çin, kendisinin ve bölgesindeki diğer ülkelerin kaderini,  bir daha asla Amerika’nın ve onun finansal elit kesiminin insafına bırakmamakta kararlıydı. 3 yıl önce olduğu gibi. Çin ekonomik krizin nedenlerini iyi okuyabilmiş ve Amerika’yı kontrol edebilmek için bir sistem geliştirmişti. Para birimlerinin değerini bilerek ucuzlattılar. Bu sayede ihraç malları ucuzladı. Ve Çin malları Amerikayı istila etti. Karşılığında ise Amerikan Doları Çin’e akıyordu. Fakat Çin, bu parayı kendi ülkesi için harcamak yerine , devlet tahvillerini almak suretiyle Amerika’ya borç verdi. Amerika’ya akmakta olan ucuz para ve mallardan oluşan Çin kontrolü altında kusursuz bir sistem. Amerika’daki tüketim patlaması ve rafahın yükselmesinin nedeni işte bu sistemdi. Bu Amerika’nın Doğu Asya’ya yaptığı şeyin aynısıydı. Çin’in parası Amerika’yı bir düşler alemine sokmuştu. Çok az bankacı ve siyasetçinin bunu sorgulamama nedeni kendi yarattıkları bilgisayar sistemlerine güvenmeleriydi. Sisteme denge getiren şeyin bilgisayarlar olduğundan  eminlerdi.

Sorgulamaya veya değiştirmeye gücümüzün yetmediği sistem

Makineler, kredileri hisselere ayıran, risklere karşı önlem alıp uygulayan matematiksel modeller geliştirmişti. Yani risk  yoktu. Fakat 2008’de kriz bu kez Avrupa’yı da vuracaktı. Tıpkı Güney Doğu Asya’da olduğu gibi… Ve yine gücü elinde bulunduran kesim bunu sadece kendi çıkarlarını korumak adına kullanacaktı.

Şimdi ise oldukça tuhaf bir dönemde yaşıyoruz. İstikrarlı bir Pazar sistemi fikrinin çöktüğünü biliyoruz. Dolayısıyla Ayn Rand’ın hayalini kurduğu istikrarlı bir dünya fikrinin de… Fakat başka bir alternatif düşünemiyoruz.

Silikon Vadisi ideolojisinin esas vaadi bilgisayar teknolojilerinin siyasi denetimin eski fomlarından özgürleştireceği, bizimde kendi kaderinin hakimi Rand kahramanları olacağımızdı.Fakat bugün bunun aksini yaşıyoruz. Sorgulamaya veya değiştirmeye gücümüzün yetmediği , katı bir mantık tarafından yönetilen küresel bir sistemin aciz bileşenleri olarak.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar