Önceki yıllarda her fırsatta ‘Saberizli’ olduğumu dile getirirdim.

Bilmeyenler için anımsatmış olayım; SA, Salihli’nin SA’sı, BER, Bergama’nın BER’i,’ İZ, İzmir’in İZ’i demek oluyor.  

Salihli’ye artık iyice uzağım. Hiçbir ilişkim kalmadı. Evimizin bulunduğu 80 Evler Sitesi’ne  gidip  gözyaşı akıttığım yok. Evimizi sattığımız günden bu yana Salihli, artık benim için yok gibi.

Şimdi Karberaylı olduğumu söylüyorum herkese.

Karşıyaka’nın KAR’ı, Bergama’nın BER’i, Ayvalık’ın AY’ı demek istiyorum yani.

Ömrüm bu üç güzel kentte geçmekte. Üçü de benim için vazgeçilmez!  

Üçü de birbirinden demokrat!

                                                                             *  
Demokrasi ve demokrat sözcükleri, yaşamımın her döneminde   etle tırnak gibi bende.

Annem, babam, kardeşlerim, amcalarım, teyzelerim, eniştelerim… Sülalemin her bireyi  cumhuriyet, Atatürk, demokrasi, demokrat, sosyalizm, barış ve özgürlük sözcükleriyle  iç içe bir yaşam sürdü. Dünür olduğumuz aileler için ise aynı şeyleri söylemem zor.

Onların da her biri keşke Karberaylı olsaydı…

Bugünlere gelince…

Günlerdir Karşıyaka balkonları konser sahnesi gibi. Akşamın belli saatinde eline tencereyi alan tam tam sesleriyle uyanın der gibi sokağa sesleniyor, düdüğünü kapan ortalığı çın çın inletiyor, bunun dışındakiler de balkon ışığını yakıp söndürüyor, heyecanına yenik düşenler ise ‘’ Hak- hukuk- adalet ‘’ diye yeri göğü inletiyor.

Karşıyakalı, halkını işsizliğe/ yoksulluğa ve sefalete mahkum eden iktidarı bu barışçı eylemleriyle  uyarmaya çalışıyor. Ekrem İmamoğlu’na destek oluyor, İmamoğlu’nu halkından koparıp içeri atan iktidar sahiplerini protesto ediyor.

Günlerdir, ülkemizin dört bir köşesinde bu protestolar sürüyor. Erdoğan’ın memleketinde bile akla gelmeyen kalabalıklar, yaratıcı eylemleriyle  iktidarı protesto ediyor.

Göstericilere kulak vermek yerine protestocuları polise coplatan, biber gazıyla onların sağlığını tehlikeye atan, basınçlı sularla kitleyi dağıtmaya çalışan iktidar, adeta can çekişiyor.

Bu arada geçmişte yaşanan Kabataş yalanı gibi bir yalana  sarılmayı da ihmal etmiyorlar. 

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu korkusu, başta Recep Tayyip Bey olmak üzere yanındakilere kâbuslar yaşatıyor.

Türkiye’nin Sağ partileri ve Sol’un her rengi Saraçhane’de ve diğer kentlerde  adeta kenetlenmişçesine RTE’yi protesto ediyor. Türkiye’nin hiçbir döneminde Turhan Çömez’in dediği gibi bu ceberrut iktidara karşı halk hiç böylesine bir birlikteliğe imza atmamıştı.

Faşizme karşı birleşik cephe yeniden yazılıyor. GİBİ.

CHP’nin otobüsü kaçırılıyor, protestocular Tomalar tarafından basınçlı sularla ıslatılıyor, öğrenciler polisler tarafından yerlerde tekmeleniyor/ sürükleniyorken, içeri alınan gençlere işkence yapıldığı dile getiriliyorken köşesinde bu zulme yer vermeyen yazarların varlığı insanı kahrediyor. Bir insan bu denli ürkek, duyarsız, korkak ve sinmiş olabilir mi diyesi geliyor insanın.  5 dönem milletvekilliği yapmış 84 yaşındaki Kemal Anadol, yazdığı bir şiirle  dönemine tanıklık eder, şiirini tescil için noterde bunun kavgasını verirken   son günlerde yaşanan hukuksuzluklara  değinip tepki göstermeyen kalemşorlara ne demeli bilemiyorum.

Onlara ‘’ Hiç mi okurunuza saygınız yok sizin?’’ diyesim geliyor.

Kemal Anadol’un BİZİMDİR başlıklı o şiirine gelince…

SOFRALAR SİZİN AÇLIK BİZİMDİR/ PARA SERMAYENİN EMEK BİZİMDİR/SARAYLAR SİZİN MEYDAN BİZİMDİR/ FERMAN DİKTATÖRÜN SANDIK BİZİMDİR/ KARANLIK SİZİN YARINLAR BİZİMDİR.

Şiiri okuduktan sonra ben de uzak olmayan bir zamanda bir rüyamda gördüğüm‘ Patagoraskalı  Kleptoman Diktatör ‘ü dile getiren bir şiir yazmaya çalışacağım. Yanılmıyorsam Patagoraskalılar ona ‘ Mitoman ‘ da diyordu.

Onca eylem yapılırken ‘’ ADD, oralarda hiç yoktu.’’ diye  yazan  Emin Çölaşan’ı okuyunca ADD için de bir sözümüz olmalı tabii ki… Kuru kuru Atatürk söylemleriyle olmuyor emek ve barış mücadelesi! Alanlara dökülün biraz!

Sultan Uçar’ın dediği gibi ‘’ Türkiye kalp krizi geçiriyor! ‘’ 

Böylesi bir dönemde meydanlarda bulunmamak, CHP’ye omuz vermemek olsa olsa ya korkaklıktır ya da iktidara hizmettir.
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın müzik bölümündeki 50 akademisyenin hiçbir gerekçe gösterilmeden açığa alınmış olmasına gazeteci dediğin köşesini açmalı.

Bugünün Abdülhamitçi egemenleri, belli ki opera seven, rom içen Abdülhamit’i de bilmiyor. Bence, klasik müzik karşıtı şeriatçıların bir projesi olmalı 50 akademisyenin görevden alınması. Adında  ‘ Ak ‘ sözcüğü bulunan partinin kurucuları ve sempatizanları keşke en azından

Abdülhamit’in klasik müziğe olan ilgisini öğrenmiş  olsalardı.

İstanbul Valisi, İmamoğlu protestoları sırasında Şehzadebaşı Camisi’ne zarar verildiğini söylemişti. Kabataş yalanını anımsatırcasına…
Vali Bey, bu camide polislerin top oynadığını gösteren  görüntülere ne der acaba?

                                                                                 *

Bugünlerde her yerde dile getirdiğim bir konu şu:

Tıpkı Nazi Almanyası’nda olduğu gibi kitlelerin şaha kalktığı şu günlerde her türlü provokasyona karşı uyanık olunmalı. Bir kanaat önderi öldürülüp suç İmamoğluseverlerin/ CHP’nin üstüne atılabilir. Kabataş ve Şehzadebaşı Camisi gibi daha büyük çaplı bir cami yalanı üretilebilir, bir parti binası kundaklanabilir.

Tıpkı 1933’ün 27 Şubat’ında Reichtag Parlamento Binasının kundaklanması gibi…

Dile getirdiğim konulardan biri de iki- üç korkusuz siyasetçi!

Özgür Özel, Cemal Enginyurt, Turhan Çömez.

Üçünü de alkışlıyorum.

Düzeysiz olanları ise anmak bile istemiyorum.
                                                                               *
Bugünlerde kulağıma çok çalınan sözlerden biri ‘’ Okumuyoruz! ‘’

Şu işe bakın ki siz, ‘’ Yaratan Rabbinin adıyla oku! ‘’ diye başlayan bir suremiz var. 

Dini siyasete alet eden Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Kenan Evren, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan, Devlet Bahçeli benzeri tipler, hangi Türk ya da Dünya klasiğini okumuşlardı acaba? RTE’nin ise tek bildiği Necip Fazıl!

Ölü Canlar’ı  belki… Çiçikov’un yaptıklarını  danışmanlarından öğrenip merakla onu okumuş olan birileri çıkabilir.

Neden illâ Ölü Canlar’ı örnek verdiğimi soracak olursanız… Bunun yanıtını o romanı okuyanlar bilir.

Gelelim ne diyeceğime…

İkide bir okumuyoruz demenin bir yararı mı var da hep böyle diyorsunuz?

Neden okunması için bir yol/ yöntem önermiyorsunuz da hep okumuyoruz diyorsunuz?

Bugünlerde 61. Kütüphane Haftası kutlanacak.

Örneğin, siz hangi romanı okuyorsunuz şu günlerde?

Ben, hararetle Hüseyin Yurttaş’ın ‘ Önderimiz Atatürk ‘ ü ile Attila Aşut’un ‘ Güz Çelengi ‘ni dile getirmiş olayım örneğin. Gepegenç yaşta ölen Ozan oğlunun anısına hazırladığı kitabı okurken Attila Aşut’un acısına ortak olur, gözyaşı dökebilirsiniz belki.

Önderimiz Atatürk’ü ise öğretmen/ şair Hüseyin Yurttaş değil de sanki bir Yakınçağ Tarihi profesörü yazmış. Ortaokullu/ liseli öğrencilere ne yapıp edip okutmalı bu kitabı.

61. Kütüphane Haftası’nda belediye başkanlarına ve belediyelerin kültür müdürlerine bir sorum var?

Belediyenizde kaç ‘ Bilgi ve Belge Yönetimi ‘ mezunu kütüphaneciniz var?

Neden mi soruyorum?

2002’den bu yana Kütüphaneler açıyoruz. Toplam kütüphane sayımız 62 oldu. Yakında 63. Kütüphanemizi açacağız. Ardından da hemen 64.sünü…

Kütüphanelerde tıpkı CHP Bergama İlçe Başkanlığı’nda olduğu gibi kaç kitabımızın bulunduğunu okurların da bilmesinde yarar yok mu?

Kitap listesi yazılıp asılamaz mı bir köşeye?

Niçin kütüphaneleriniz için bu işten anlayan kişileri istihdam etmiyorsunuz?

İllâ başkanın liseden sınıf arkadaşı mı belediye personeli yapılmalı, illâ hemşeri dernekleri yöneticilerinin ahbap çavuş ilişkileriyle mi kotarılmalı bu işler?

Neden kütüphaneciliğin kitabını okumuş biri kütüphaneci yapılmaz?

                                                                         *
Son sözüm:

‘’HER GÜN İYİ BİR GÜNDÜR ‘’

1200-1253 yılları arasında yaşamış Zen Budist ustası DOGEN, söylemiş bunu.

Türkçe meali şu oluyor: pazartesinin çarşambadan, cumanın salıdan bir farkı yoktur! 

Bütün günler güzeldir, tüm günler hayırlıdır!

Malum; Ramazan Bayramı, diğer adıyla Şeker Bayramı başladı.

Günleriniz, çikolata ve kitap tadında geçsin!

Arada bir balkona çıkıp ‘’ Hak- Hukuk- Adalet ‘’ diye yeri göğü inleten komşularınıza eşlik etmeyi unutmazsınız umarım.